12 Eylül 2010 Pazar

dalgalanan, büyükçe bir parça kumaş gibi

üzerinde
bir terzinin kumaşı işaretlediği
sabun gibi
ben, seni o sandalda karşıladım.

kumaşı çırptığı bir vakit terzinin,
görevini yapmış
dalgalanan kumaşın üstünde kayıp,
belki azalmış, çok yaşamış,
arada kendine kıyıp...

ben seni kocaman bir denizde,
sana ait o sandalda karşıladım.

dalgalığının belki üst,
belki son dayanma gücünde.
bazen kıyıdan
bazen balık yüzgecinde,
bilmediğin zamanlarda ve aslında içinde,
öylece bakarken, sindirdiğim içimde,
metrelerce kumaşlar arşınlamış bir terzi,
yine o terzinin, makasını o kumaşa ilk vuruşu gibi..

o anı ben yakaladım.
ben seni, kumaşın ilk dalgalanışında karşıladım.
sonucuna razı, bilmeden, ta içeriden, gürül gürül...

ben seni, denizlerin güzelliğine değişmeyeceğim,
üstündeki elbisenin kumaşında,
elbisenin rüzgarla
ilk gerçek dalgalanışında karşıladım.

ben şapkamı çıkardım,
biraz eğildim, selamladım.

sen bir elin aşağıda
bedeninin hemen yanında,
bir dizini geriden kırıp nezaket dolu selamladın.
anlamı nezaketin;
aşkın, sevgin,
içinde ancak bir aslanın sahip olabileceği yüreğin...

ben seni,
içinde gerçek gülümsemeler, dostluklar ve hayatlar olan
kocaman bu denizde,
sana ait o sandalda karşıladım.

27 Ağustos 2010 Cuma


bazen,
bazı halleri
bazı benzer durumlar için
baz alıp

veya

hızını,
bazal metabolizmalarına
ayarlayarak,
yaşayamazsın.

gürül gürüldür çünkü! akıyordur! kendi hızı vardır, gidiyordur! o giderken içindeki,
mutlaka!, kesin olarak!, rastlantıya kaosa açık!, sürükleniyordur.
içinde...
içinden..
iç içe.
yek vücuttur! çok konuşulan, hep düşünülen bir konu bu.
hiç konuşma! düşünme!
yaşa.

oluyordur...

oldu.

1 Ağustos 2010 Pazar

dedeninki!

ağzınızı burnunuzu kırıcam!

bu bir sevgi sözcüğüdür.

17 Temmuz 2010 Cumartesi


"...
...
...
Çok güzel uyuyorsun diye yanımda
Bak, çok gevezeysem, hadi kapat çenemi
Sözcükler ne ki duygular yanında

Yoksa yarın sabah uyanıp ayılınca
Utanacağım şeyler söyleyebilirim şimdi
Bana bırak hazır açmışken kapılarımı
Kalbime biraz daha temiz hava girsin

Yalancıyımdır biraz ama bana inan
Sarhoşken hep çok sahiciyim
Yine fazla içmiştim bu akşam da
Coşmuş kalbim, of nal gibiyim.
Sağır, kör, dilsiz görünür kalbim
Ama bil, ben aslında iyi biriyim

Bilirim, çok kirlidir aşk sicilim
Sadakat konusunda da pek iddialı değilim
Ama bu kez farklı olsun diye
Sen denersen, ben de denerim.
...
..."

9 Temmuz 2010 Cuma

santra ve maç bitti.

kulağındakilerin sayısı kadar
kulağı var sayıların.

karpuz kabuğu dilimiyle
karpuz dilimi kabuğu arasındaki fark kadar da mesafe var
arasında iki mayının.

üçüncü cemre bilmem nereye değil de
bu defa düşecekse üstüne tren rayının,

ve son olarak tatlım,
haddi hesabı yoksa öküzle ayının..
götüne koyarım belediyeden izin alınıp yapılan balayının.

4 Temmuz 2010 Pazar

yirin.


sen
birini mutlu etmek nedir bilir misin abidin?
ama öyle
işin kolayına kaçmadan..
:B

2 Temmuz 2010 Cuma

engüzelyüz.

bir kere
en güzel sözleri sarhoşken söyler insan..
sonra ayıkken yapmayacaklarını da bu zamanlarda yapar
bunlar da yaptığım en güzel şeylerdir şimdi en içimden hissediyorum da...

söyledim,
yaptım işte.

insan nasıl hissedecek başka türlü onyedisinde, sekizinde değil mi...

okuyup da iki türlü hissetmek de mümkün yazdıklarımı,
ta içine sığdırmak,
yahut
yahutu neyse ne...

ne yapılacak
nasıl olacak bilmemek engüzelyüz,
tam da şimdi,
bütünüyle bu dünyada...
bir insanın yaşayabileceği
en güzel

telaş...

sen.

ilk kez ismiyle söylemek
adına her ne diyorlarsa

26 Haziran 2010 Cumartesi

bit erkek.

an geldi,

kısa kısa zamanlar bir araya toplandılar.
bir gündüz boyunca sürdü bu...
ne mi oldu, uçurtmalar doğdu..
o kısa zamanlar da,
kuyruğu oldu.

ve erkek
uzun zamandır
ilk kez korktu.
kendi içine doğru, bit erkek!

sessizce...

andan önce
bir
an geldi çünkü...

fısıltılar bir araya toplandılar.
bir kaç gündüz ve gece sürdü bu..
ne mi oldu, hiçbir şey doğmadı.
duydukları varsayımdı, doğrular idi
öyle ya...
ihtimaldi, tehlikeliydi.
ve bir de, söylenmişti.

ve kadın
belki ilk kez,
yaşamamayı seçti...

dedi ki,
bit! erkek...

"halbuki..."
dedi,
erkek de...
kadın da...

sonra
biri cebine,
diğeri çantasına
yanyana üç nokta koydular.

size bir şey diyeyim mi,
erkek çok üzüldü.

24 Haziran 2010 Perşembe

ser.


havanın
serin olduğu bir akşam
bu akşam...

ben
sana
deli oluyorum.

ciddiyetle yapılmıyor madem
bir oyun oynansın ve
herkes
tanıdıkları içinden birini seçsin
sonra
sersin yere aklındakileri...

ve yine
ben sana
deli olurken madem...

şimdi sen!
derince bir nefes çekersen lütfen,
içine eseni
sonra sabununu
keseni...

hadi söyle,
bir tek gerçek an için..

ben sana deli oluyorum.
de.
ser'im başınla beraber, de.
serinim, de.

16 Haziran 2010 Çarşamba

dünyanın en güzel rengi ile ilgili.

- ne? boğazına dürüm mü oldu?
- bilmiyorum. ben seni yiyip doymak istiyorum,
bir de elini tutmak geçiyor hep aklımdan.
sonra diğerini de...

10 Mayıs 2010 Pazartesi


“Seninle olmanın en güzel yanı ne biliyor musun?

Elin elime değmeden avuçlarımı terleten sıcaklığını taa içimde hissetmek.

Seninle olmanın en kötü yanı ne biliyor musun?

”Seni seviyorum” sözcüğü dilimin ucunu ısırırken her konuşmamızda boş yere saatlerce havadan sudan söz etmek.

Seninle olmanın en heyecanlı yanı ne biliyor musun?

Aynı şeyleri seninle aynı anda düşünmek birlikte ağlamak gülmek. Ve buradayken bile seni çılgınca özlemek…

Seninle olmanın en acı yanı ne biliyor musun?

Seni hiç tanımadığım bir sürü insanlarla paylaşmak. Senin yanında olan, seninle konuşan herkesi çocukça kıskanmak.

Seninle olmanın en mutlu yanı ne biliyor musun?

Tanıdık birileriyle karşılaşma tedirginliği ile yollarda yürümek yan yana… Elimdeki şemsiyeye inat yağmurda ıslanmak birlikte. Elimde kır çiçeğiyle seni beklemek… Aynı mekanlarda aynı yiyecekleri yemek.

Seninle olmanın en romantik yanı ne biliyor musun?

Sensiz gecelerde sana söyleyemediklerimi yıldızlara aya anlatmak… Okuduğum kitabın sayfalarında dinlediğim şarkıların türkülerin şiirlerin her mısrasında seni bulmak.

Seninle olmanın en zor yanı ne biliyor musun?

Seni kaybetme korkusuyla hayatta ilk kez tattığım o tarifsiz duygularımı umut denizinin ortasında küreksiz bir sandala hapsetmek. Sevgili yerine yıllarca dost kalmayı başarmak. Yalın ayak yürümek bıçağın en keskin yerinde. Kanadıkça tuz yerine gözyaşlarımı basmak yüreğime.

Seninle olmanın tek yan etkisi ne biliyor musun?

Nereden bileceksin?

Sen benimle hiç olmadın ki. Olsaydın avuçlarım terlemezdi… Isırmazdım dilimin ucunu… Özlemezdim seni yanımdayken.Kıskanmazdım.

Korkmazdım yollarda yürümekten. Islanmazdım yağmurlarda… Yıldızlara aya dert yanmaz, böyle her şarkıda serhoş olmazdım.

Korkmazdım seni kaybetmekten ayaklarım kan revan atlardım sandaldan denize… Ve her kulaçta haykırırdım seni..

Ama sen hiç benimle olmadın ki…
Ya aklın başka yerlerdeydi ya yüreğin…”

Can YÜCEL

7 Nisan 2010 Çarşamba

""


"
Eşdeğeriyle yan yana yürürken
Cehennem sokağında birey olmak,
Ve en inceldikten sonra
İlkel sözcüklerle konuşmak seninle.

Saat beş nalburları pencerelerden
Madeni paralar gösteriyorlar,
Yalnızlığı soruyorlar, yalnızlık,
Bir ovanın düz oluşu gibi bir şey.

Hiç bir şeyim yok akıp giden sokaktan başka
Keşke yalnız bunun için sevseydim seni."

C.S.

6 Nisan 2010 Salı

biley taşı.


birileri,
bir-ileri gidiyor.
izliyorsun sen de.
kapan hadi, kapağı da kapa.

birileri!
birileri gidiyor.
birileri....biri.
onlardan biri.
kalan, yalnız, onlarcasından.
biri daha gidiyor.
bir-ileri.

ben bunları seyrediyorum.
biri-lenirken birileri,
bir-ileniyor bir-ileniyor birileri..
bileniyor,
bir-ileri.

3 Nisan 2010 Cumartesi

ah.

özlediğimi,
sadece söylemek bile
çok farkettiriyor.
hem yokluğunu..
bir yandan perde titriyor gözüm dönüyor.
hem de bir daha anımsıyorum,
bu iş bir gün sürmüyor.

30 Mart 2010 Salı

ki, ne olduğunu bilmiyorlar.

15 Mart 2010 Pazartesi

yap şunu! dikecek misin çizecek misin!


-göz koyduğun hiçliğin üzerine,
bir çiçek çizersen ve sularsan, azıcık da seversen,
çiçek olur hayatım.

-hayatın ne olduğu belli, nerden vuracağı belirsiz.
getireceği anlamsız, götüreceği sürekli.

-tamam işte. biliyorsun.

10 Mart 2010 Çarşamba

varyemez.


kocaman bir evren var
karanlık madde diye birşey var
ki ne olduğunu bilmiyorlar, hele antimadde.....
bir düşünsene, bir sen varsın....ne acayip değil mi, bir de
ellerin var, küçük burnun güzel gözlerin....neler neler var.
ve kayda değmeyecek iki nokta sayılabilecekken,
şimdi rengi başka türlü birşey var bizden olan, babası sensin
anası ben.........ne acayip....
ki ne olduğunu bilmiyorlar.

8 Mart 2010 Pazartesi

çizgi.

yanağı karşıdan görülebildiğinde,
ve yüzünü yanından görürken
yüzünü döndüğünde birden,
artık senin yüzünün yanına
yüzünü döndüğünde;
yüzlercesine değil de
yüzüne razı gelirse

..

kartopu.

ufaktı,
küçük bir merak...
yuvarlanmaya başladı.
gözlerimize görüneni neler ise
neler saçtı daha etrafına
neler kattı ilk bilinene, yuvarlanırken yaptı.
arttı
arttı
arttı
arttı
arttı
arttı
arttı
arttı
arttı
arttı
arttı
arttı
arttı
arttı
arttı
arttı

7 Mart 2010 Pazar

kimse bilmez
kimse bilmez

2 Mart 2010 Salı

bir keresinde düş müş tüm...


dengeyi kurmak diyebilir misin?
ben öyle düşünmüştüm
iki bacakta yürürüz
sen iki bacağı da bir anda yitirdin, konunun sadece yürümek olduğunu düşün
sonra kendin kalktın zamanla
ama biraz aksama vardı
gözle görülür veya görülmez bilmiyorum
şimdiyse seviyorsun o sakatlanmayı
bazı adamlar vardır ya; aksaklıkları, insanın canayakınlığını ve hayranlığını arttırır...
şimdi sen o halinden sıyrılıp en iyi koşucudan daha kendine güvenir durumdaymışsın gibi geliyor
yani yanyana gelsen yüz metreciyle, kafa tutarsın
anlatabildim mi?
ama çok fena sakatlanmış bir adamsın
ve daha kırıklar da var
ama yok
(:
yaklaşık olarak böyle...

hatta öyle bir hal ki, yüz metreci şaşkın...
gibi düşün.

Bir "şey" gelmişti aklıma


olsun, yine de devam etmek, yazmak yazmak yazmak, sonuna dibine kadar yazmak, yanıklar kazınana kadar, cezvenin dibi aşınana ocak üstten görünene kadar.
Bir sonu hissediyorum, tanıdık olduğundan mı hissetmem, yoksa gerçek bir son mu var bilmiyorum.
Yaklaşıyor, elimdeymiş gibi geliyor bunu gerçekleştirmek, engellemek... Elimdeyse eğer, ben karar veriyorsam buna bilinçli olarak ve benliğimin kabul etmeyeceği bir duygu-kavram olmasına rağmen yerleşik kalıyorsa içimde, arada bir de geliyorsa aklıma; bir sonu düşünmekten haz alıyorum diyebileceğim. Yok değilse, olacaklar kendiliğinden gerçekleşecekse ne olursa olsun, yapacak birşey yok...
Sorduğum soruysa bununla ilgili, hangisinin olduğu...
Konu, tek bir konu değil, genelleştirebiliriz gibi geliyor. Yani illa bir “sona gelmek” düşüncesinin var olması gerekmiyor.
Fazla sayıda yola açılıyor düşüncelerim şimdi.
Başta bahsettiğim, aklıma gelen ve hatırlayamadığım şey, dağılıyor.. Belki varabilirim ilerlerken, yine oraya, farklı bir yerden başladım ve gidiyorum, bakalım...
Birden duruyorum ve tek noktada buluşacağını düşünüyorum şimdi bütün düşüncelerin; yok olmak korkusu... Bu kadar mı, hepsi bu mu? Değil. Hazzın ve öfkenin birbiriyle böyle kontras yaratmasıyla beraber, ahenk içinde de bulunabilmesi... Doyumsuzum, doyabilirim, ama yalancıyım şimdi de... Yanlış ifade ediyorum dersem, bu daha doğru. Doyumsuz olduğum doğru, doyabileceğim de doğru..
Aradığınız ve dilediğiniz birşey varsa, ki farketmez ne olduğu; gerçekleştirmeniz gerekir, gerçekleşmeyecekse bir ümit olmalıdır içinizde ve yaklaştığınızı hissetmelisinizdir.
Ümit de yoksa -bu noktada umut-, aklınız kontrolü sizden almaya başlayarak çözümler üretecektir.
Çünkü bildiği bir gerçek varsa aklınızın, yaşamayı anlamlı yapan tek şeyin mutlu olmak olduğudur bu ve doğrudur da. Organizmanızın yaşamını mutlu sürdürmesi, aklınızın amacıdır. Sizi mutlu etmeye çalışır, beslenemediğiniz kaynağa giden yolu bedene en az zararı vererek kapatmaya çalışır ve yeni bir yol açmaya uğraşır. Mutluluğun sürdürülebilirliğinin olasılığını her seçenek için hesaplar, sonuçlar çıkarır, adımlar atar, emirler yağdırır, yaşatır, öldürür, üretir, çırpınır durur. Düşünmeyin ki hep doğru yollarla yapar bunları; dedim ya, öldürür de... Neyi? Herhangi birşeyi, ne farkeder. Akıl, bedenini bilir, onundur çünkü beden ve kendi de dahildir buna, kendinindir o da. Birşeylerden keyif duyduğunu farketmesi yeterlidir. Bu birşeyler, kendine zarar verecek birşeyler olduğunda -kendini feda etmek diyebilirsiniz, bence değil.- genel işleyişine zarar vermek ile devam edebilir, silip süpürebilir. Anlattım anlattım, peki mutlu olmak? Zor, quantum var, boku püsürü var... Şu an için bitiriyorum burada...

27 Şubat 2010 Cumartesi

onbir'e kadar, sonra gidiyorum.


ama tanımayınca seni
ve sen sorunca ilgimi
hep yüksek ateşime verdim,
düşünceyle yükselen...
sebeplerimi.

iki yolun bir tarafına
bir ayna koymuşlar,
diğerini yansıtıyor,
hangisi görüntü
hangisi boyutlu
bilemedim.
düşünürken,
bana göstermeye çalıştığını
zamanın,
namıyla illüzyonun;
işte eğer varsa
sorduğun…zaman,
bu zamana geldi.

ve ağır günün…
sürekli cümleler kuruyorum,
hiçbirşey duymadan.
halimden memnunum.

-evet damla damla...
hala direk olarak
kana karısmıyorsun
olsun.
karışma bana.

-anlarsan tanıdıklardan olurum.
daha iri handikap olan,
birsürü şey bilirsen ve
yine de tanıdık olmazsam...
şukran duyarım

-aklındakini biraz geçince
aklına düşerse
arar mısın?
istanbul kocaman,
kocaman orası
diyip duruyorum.
hadi.

-vapura bin,
nevizadeye uğra,
ortaköyden bir geç şöyle..
git benim yerime de.
çok istanbulum geliyor bu ara.
buldum onu!


-bırakma yarım saate yetişirim!
-peki
-yettim. insene aşağı
-kahve teklifin bu aksam
saat kaça kadar geçerli?
-onbir'e kadar. sonra gidiyorum.

bak, yine de...


ve sen bakma böyle dediğine,
birkaç çizgin yabancı olsa
yine de
içime sormadan geçemez ki aklım
dinletemez sözü..
varsın
dinlemesin.
ve sen bakma öyle dediğime,
yoksun.

höt.


şaşı olmak da vardı da
zaten biri arada kayıyor diğerine, sorma.
bir de takılmıyoruz ya hani
eğerine, meğerine,
dosdoğru gel.
karşıdan gel.
ters gel.
yanımda durma, tek göremiyorum sizi
lütfen atıp
içinden sinirini,
yaklaşırken sen
o görüntünü ben
ancak toparlayıp kazıyorumdur
destek atıp yanlarına,
ikna ediyorumdur
bir görüntün olduğuna
kendimi.
ben biraz... şaşıyım da...

empati


doktor baksana!
kır şunun bacaklarını
görsün.
her bir
yokum ben deyişinden sonra,
dönemeyip,
bir kere de o
içinden ölsün.